Dün akşam Kadıköy’de Avrupa Ligi sahnesine çıkan Fenerbahçe, aslında oyunu domine ettiği bir maçta yine aynı duvara çarptı:
Gol atamama sorunu.
Skor tabelasında 1-1 yazıyor olabilir, ama sahadaki oyun daha derin bir hakikati yüzümüze çarptı:
“Fenerbahçe iyi oynuyor ama gol atmayı bilmiyor.”
İlk yarı boyunca Fenerbahçe oyunu kontrol etti, topa hükmetti, rakibi sahasına kapattı.
Ceza alanına girişler iyi, baskı güçlü, oyun disiplini yerinde…
Ama “tehlikeli pozisyon” dediğin şey yok denecek kadar az.
İkinci yarıya başlarken Kadıköy’de beklenti yüksekti.
Sonra o bilinen senaryo:
Bir anlık savunma boşluğu…
Dakika 66’da Ferencváros Varga ile 1-0 öne geçti.
Fenerbahçe için yepyeni bir dağ daha yükseldi.
Dakika 69’da Sağ çizgide topu alan Nene, hiç düşünmeden ayağının içiyle Talisca’yı gördü. Penaltı noktasına doğru süzülen topu kontrol eden Talisca, fazla beklemeden solunu konuşturdu ve topu filelerle buluşturup dengeyi getirdi.
Ateşli, sert, köşeye giden bir top…
Fenerbahçe pozisyona giriyor, ama bitiremiyor.
Son 20 dakika adeta tek kale geçti.
Ama işte en büyük gerçek orada ortaya çıktı:
Bu takımın en büyük problemi teknik, taktik ya da pas oyunu değil.
Dün akşam bir kez daha kanıtlandı:
Fenerbahçe’nin bitirici vuruş yapacak bir forveti yok.
Bu sadece dünkü maçın problemi değil; haftalardır, aylardır aynı tablo.
Ve gelelim en net noktaya…
Kusura bakma ama ortada bir gerçek var:
Bu performans “kötü gün” değil…
Bu bir kapasite meselesi Fenerbahçe’nin kalitesinde bir golcü değil.
Fenerbahçe bu yapıyla gol bulmakta hep zorlanacak.
Futbol bazen çok basit bir matematik:
Ceza sahasında doğru vuruşu yapacak adamın varsa kazanırsın.
Fenerbahçe’nin şu anda o adamı yok.
Maçın son dakikalarında Jhon Duran’ın gördüğü kırmızı kart, tartışmaları da beraberinde getirdi.
Hakem skoru birebir belirlemedi ama:
Bu dengesizlik Fenerbahçe’nin son baskısını zayıflattı.
Ama dürüst olalım:
Kart olmasa bile Fenerbahçe yine gol atmakta zorlanacaktı.
Çünkü sorun kartta değil, forvette.
“Genç değil, tecrübeli gibi oynadı.”
Fenerbahçe’nin genç savunma pırlantası Yiğit Efe Demir, dün gece Avrupa sahnesine ilk 11’de adım attı ve öyle bir özgüven koydu ki sanki yıllardır bu formanın içinde oynuyor.
Savunmadaki eksikler nedeniyle mecburi çıkan değil; sahada duruşuyla “ben buradayım” diyen bir genç izledik.
Hava toplarında rakipleri tek tek süpürdü, yerden oyun kurarken neredeyse hatasız oynadı. Topu her aldığında panik değil, sakinlik vardı.
76 dakika boyunca hem pas bağlantılarında hem savunma zamanlamasında sınıf atlamış gibiydi. Yüksek isabetli pasları, kazanılan topları ve hava hakimiyetiyle Fenerbahçe’ye sadece “yama” olmadı; savunmanın direği gibi oynadı.
Dün geceyi özetleyen tek cümle var:
“Genç değil, tecrübeli gibi oynadı.”
Bir hoca düşün…
Takımın tüm dağınıklığını iki cümlede çözmüş gibi.
Tedesco’nun Fenerbahçe’ye ilk dokunuşu: disiplin + enerji + doğru planlama.
Maç boyunca:
Ama…
Hoca ne yaparsa yapsın, ceza sahasında topu içeri iten bir adam yoksa taktik kitapları da bir yere kadar çalışıyor.
Tedesco düzeni kurar, enerjiyi verir, rotasyonu oturtur…
Ama bitiriciliği oyuna yükleyemez.
Bu takımın kaderini değiştirecek şey;
doğru forvet + Tedesco’nun aklı birleşince ortaya çıkar.
Bu maç kaybedildi diye değil, kimin yüzünden kaybedildiği için konuşulacak.
Taraftarın sabrı tükendi.
Golcü olmayan golcü, oyuna yön veremeyen yıldızlar, etkisiz serbest vuruşlar, dağınık hücum…
Ama umut mu?
Tedesco’nun planında var.
Fenerbahçe’nin forvetinde yok.
Dün geceki maçın ismi aslında çok net:
“Kaçan galibiyet değil… Kaçan bitiricilik.”
Fenerbahçe ne kadar iyi oynarsa oynasın,
ne kadar koşarsa koşsun,
ne kadar baskı kurarsa kursun…
Son vuruş yoksa, golcü yoksa,
bu hikâye böyle devam eder.
Bu maç sadece 1-1 değil…
Bu maç bir işaret fişeği:
Golcü almadan büyük hedef olmaz.