KOLTUKLAR SAĞLAM, MİLLET YORGUN

Yayınlama: 26.04.2026 15:18
A+
A-

Siyaset Millet İçin mi, Koltuk İçin mi?

Türkiye’de siyaset bir zamanlar milletin umudu, çözüm kapısı ve hizmet yarışının adıydı. İnsanlar sandığa giderken sadece oy kullanmıyor, geleceğe dair beklentisini de ortaya koyuyordu. Çünkü vatandaş biliyordu ki seçilenler; yol yapacak, iş üretecek, adaleti güçlendirecek, hayatı kolaylaştıracak.

Bugün ise toplumun geniş bir kesiminde farklı bir kanaat oluşmuş durumda:

Siyaset artık milletin sorunlarını çözmekten çok, koltukları koruma mücadelesine mi dönüştü?

Bu soru boşuna sorulmuyor. Çünkü vatandaşın yaşadığı hayat ile siyasetin yaşadığı dünya arasında büyüyen bir mesafe var.

Sokakta geçim sıkıntısı var.
Evde kira baskısı var.
Gençte gelecek kaygısı var.
Esnafta borç yükü var.
Emeklide yaşam mücadelesi var.

Ama ekranlara bakıldığında görülen şey çoğu zaman bunlar değil…

Kim kime ne dedi…
Kim kimin yanında durdu…
Kim hangi ittifaka geçti…
Kim hangi koltuğu alacak…

Milletin yangını sürerken, siyasetin gündemi çoğu zaman dumanın şekli oluyor.


VATANDAŞIN DERDİ GEÇİM, SİYASETİN DERDİ GÜNDEM YÖNETİMİ

Bugün pazara çıkan bir annenin en büyük gündemi domatesin fiyatıdır.
Üniversite mezunu bir gencin gündemi iş bulup bulamayacağıdır.
Emeklinin gündemi maaşının ay sonuna yetip yetmeyeceğidir.
Küçük esnafın gündemi dükkânı kapatmadan ayakta kalabilmektir.

Ama siyasetin gündemine bakıyorsunuz:

Sabah başka polemik…
Öğlen başka açıklama…
Akşam başka tartışma…

Bir vatandaş markette iki ürün arasında seçim yapmak zorunda kalırken, siyasette makam dağılımı tartışılıyor.

Bir genç CV hazırlarken umudunu kaybediyor, siyasette liste hesapları yapılıyor.

Bir baba çocuğunun okul masrafını düşünürken, bazı siyasetçiler lüks araç konvoylarıyla geziyor.

İşte milletin öfkesi burada büyüyor.

Çünkü insanlar yoksulluğa değil, anlaşılmamaya daha çok kırılır.


KOLTUK SEVDASI BAŞLADIĞI ANDA HİZMET BİTER

Siyaset bir emanet makamıdır.
Millet verir, millet alır.

Ancak koltuk sevdası başladığında hizmet geri plana düşer. Çünkü o andan itibaren öncelik millet değil, makamı korumak olur.

Bunu nasıl anlarız?

Eleştiriye tahammül kalmaz.
Başarılar abartılır, eksikler gizlenir.
Vatandaşın sesi yerine danışmanların sesi dinlenir.
Sokak yerine anketler konuşur.
Gerçekler yerine algılar yönetilir.

Bir makam sahibinin en büyük hatası, etrafındaki alkışları halk desteği sanmasıdır.

Çünkü alkış parayla toplanabilir.
Ama milletin duası satın alınamaz.


İKTİDARIN DA MUHALEFETİN DE SINAVI VAR

Bu eleştiri sadece iktidara yapılmaz. Çünkü muhalefetin de yıllardır ciddi bir sınavı vardır.

Muhalefetin görevi sadece yanlışları söylemek değildir.
Doğruları nasıl yapacağını da göstermektir.

Millet artık bağıran siyasetçi görmek istemiyor.
Kürsüde öfkelenen değil, masada çözüm üreten isimler görmek istiyor.

Bugün muhalefetin bir kısmı iktidarın hatalarıyla büyümeyi bekliyor.
İktidarın bir kısmı ise geçmiş başarılarla bugünü yönetebileceğini sanıyor.

Oysa siyaset geçmişle övünerek değil, bugünü çözerek kazanılır.


GENÇLERİN SESSİZLİĞİ EN BÜYÜK ALARMDIR

Bugün Türkiye’de en dikkat edilmesi gereken konu gençlerin ruh halidir.

Çünkü gençler artık çok konuşmuyor.
Kızmıyor bile…
Sessizce uzaklaşıyor.

Bir kısmı yurt dışı hayali kuruyor.
Bir kısmı diploma aldığı halde işsiz geziyor.
Bir kısmı torpil olmadan yükselemeyeceğine inanıyor.

Bir ülkede gençler hayal kurmayı bırakmışsa, bu ekonomik krizden daha büyük bir krizdir.

Çünkü para yeniden kazanılır.
Ama kaybolan nesil duygusu kolay geri gelmez.

Gençler slogan değil fırsat istiyor.
Nutuk değil liyakat istiyor.
Sabır telkini değil adil rekabet istiyor.


EMEKLİ VE ÇALIŞANIN SABRI TEST EDİLİYOR

Yıllarca çalışmış emekliler bugün en temel ihtiyaçlarını hesaplayarak almak zorunda kalıyorsa burada sadece ekonomik değil ahlaki bir mesele vardır.

Asgari ücretli ayın ortasında cüzdanına bakıyorsa, memur ek iş arıyorsa, çalışan hafta sonunu dinlenmek yerine ek gelir peşinde geçiriyorsa; mesele sadece maaş değildir.

Mesele alın terinin değer kaybetmesidir.

Bir toplumda çalışan mutsuzsa üretim düşer.
Üretim düşerse refah düşer.
Refah düşerse huzur zedelenir.


LÜKS MAKAMLAR, MÜTEVAZI MİLLET

Vatandaş tasarruf yaparken, yönetenlerin şatafat içinde görünmesi toplum vicdanını yaralar.

Millet kemer sıkarken;
İhale sofraları kuruluyorsa,
Gösterişli binalar yükseliyorsa,
Araç filoları büyüyorsa,
Makam odaları saraylaşıyorsa…

Orada güven zedelenir.

Çünkü vatandaş fedakârlık yapar ama adaletsizliğe razı olmaz.


TÜRKİYE’NİN İHTİYACI YENİ SİYASET AHLAKIDIR

Bu ülkenin insanı çalışkandır.
Üretkendir.
Sabırlıdır.
Devletine bağlıdır.

Ama artık klasik siyaset dilinden yorulmuştur.

Türkiye’nin ihtiyacı:

Kavga eden değil konuşan siyasetçiler.
Yandaş değil liyakatli kadrolar.
Reklam değil icraat.
İsraf değil tasarruf.
Kibir değil tevazu.
Bahane değil çözüm.

Siyasetçinin koruması gereken şey koltuğu değil, milletin güvenidir.


SON SÖZ: MİLLET YORULURSA SANDIK KONUŞUR

Millet sessiz olabilir…
Ama çaresiz değildir.

Bu halk sabreder.
Bekler.
İzler.
Not eder.

Ve günü geldiğinde konuşur.

Kimi alkışladığını da bilir, kimi gönderdiğini de.

Bugün koltuklar sağlam görünebilir.
Makamlar güçlü durabilir.
Salonlar dolu olabilir.

Ama unutulmasın:

Millet yorulduğunda en sağlam koltuk bile sallanır.

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.