Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor

Yayınlama: 30.01.2026 00:49
A+
A-

Kamusal alandan evlerimize kadar herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor.

Garip bir çağdayız.!

Bana bu köşe yazısı için “Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor” başlığını söylediklerinde içimden hafif bir gülümseme yükseldi. Belki de yıllardır içimde büyüyen sessiz bir isyanı özetleyen bir cümleydi bu. Gerçekten etrafımıza bakınca her yer bir koroya dönüşmüş gibi: Herkes mikrofonu eline almış konuşuyor ama söylediklerinin akıbetini hiç kimse merak etmiyor. Şehir sokaklarında, otobüs duraklarında, kahve bahçelerinde hep aynı manzarayı görüyoruz: İnsanlar başlarını öne eğmiş, kendi ekranlarında yalnızlar. Öyle bir dönemdeyiz ki, konuşacak o kadar çok şey var, ama yanımızdakine gerçekten kulak veren hiç kalmadı sanırım. Düşünsenize, kalabalığın ortasında konuştuğumuz halde kime duyduğumuzun farkında değiliz.

Herkes anlatıyor ama kimse anlamıyor. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duymuyor.

Tabii bunda bizim de payımız büyük. Gecenin bir yarısı sosyal medyada paylaşım peşinde koşarken, sabah kahvaltıda yanımızdakine “Nasılsın?” demeyi unutuyoruz. Hatta bazen kendi kendimize “Ne izliyorsun?” diye soruyor, içimizden “Yine bir başkası…” cevabını veriyoruz. Fotoğraf çekerken o anı yaşamaktansa en güzel karesini yakalamaya bakıyoruz. Çocuklarımızın okul ödevini konuşacağına, arkadaş gruplarındaki beğeni sayılarını tartışıyoruz. Açık kabul edelim: Hepimiz artık ekranlarımızı dinliyoruz, yanımızdakini değiliz. Telefonlarımızın parlak ışığı, gerçek dünyadaki sohbetleri gölgede bırakıyor.

Toplantılara bakıyorum… Herkes söz almak için bekliyor, kimse söyleneni anlamak için değil. Cümle bitmeden itiraz hazır, cevap cebinde.

Toplantı odasında müdürün hararetle konuşurken bir yandan her yerden klavye tıkırtıları yükseliyor. Patron: “Bu raporu yarına yetiştirebilecek miyiz?” diye soruyor; bir çalışan gözünü bile kaldırmadan “Tamam abi” diyor. O anda duyduğum tek ses, cep telefonu bildirimlerinin tiz tıkırtısı oluyor. Bazen toplantıda “Dinleyen var mı?” dememiz gerekiyor; çünkü gerçekten herkes kendi dünyasına dalmış durumda. Ofiste de konuşuyoruz elbette ama, kim kaldı geride kalan kelimeleri duyup içselleştiren? Ofisten çıkarken dillerde dolaşan sohbetin izini sürecek kimse olmadığını görmek biraz can sıkıyor.

Evlerde de aynı. Anne anlatıyor, çocuk derdini söylüyor, büyük “bizim zamanımızda” diye başlıyor. Dinlemek yok, sadece sıra bekleyen cümleler var.

Akşam yemeği sofrasında oturunca Anne ya da Baba “Bugün nasılsınız?” diye soruyor; çocuklar ise kulaklıklı halde “İyiyiz anne – Baba” diye cevap veriyor. Bu kısa cümle sofrada kocaman bir boşluk yaratıyor; eskiden ailece masamız hikâyelerle kaynarken şimdi tek duyduğumuz ses, tık tık eden bildirim sesi oluyor. Önceden birlikte televizyon izleyerek de olsa sohbet ederdik; şimdi televizyon açık olsa dahi kimse birbirini dinlemiyor. Odaya yayılan tek ses, uzaktan gelen haberci sesleri gibi; kulaklıklar uzaktan sessizliği deliyor. Çatal kaşıklarla konuşmamız gerektiğini ise belki de unutmuşuz. Gerçekten bir kelime etmek için bile fırsat bulamadığımız anlar düşünüldükçe, içimde her defasında bir burukluk oluşuyor.

Medya desen gürültü. Birbirini dinlemeden konuşan yorumcular,aynı anda bağıran ekranlar. Ses çok, anlam yok. Oysa dinlemek; karşındakini ciddiye almak demektir. Sabır ister, ego törpüler. Belki de bu yüzden kimse dinlemek istemiyor. Çünkü dinlemek, bazen haklı olmadığını kabul etmektir. Bazen susmayı bilmektir. Bazen de “ben seni anlıyorum” diyebilmektir.

Peki dinlemek ne demekti, unuttuk mu gerçekten? Karşımızdakine gülümseyerek bakmak, bir sözcüğe öylece kulak vermek ne zamandır hayatımızdan çıktı acaba? Belki de bu yetenek hepimizin sabırsızlığında eridi; herkes kendi hayatının peşine düşüp başkalarının öykülerini umursamaz oldu. Aslında bu hikâyeyi çoktan yazmış gibiyiz; herkesi suçlamak haksızlık. Hepimiz bu tablonun başrolündeyiz. Küçük bir çocuk sabırla ablasını dinlerken, biz kendi küçük dünyamızda rüzgar estirecek bir kelime peşinde koşuyoruz. Sonunda farkına vardım ki, konuşmadan pay çıkarabileceğimizi sanarken, asıl biriktirdiğimiz kendi sessizliğimiz oldu.

Biz susmayı zayıflık sandık. Dinlemeyi kayıp gördük.Herkesin konuştuğu yerde, kimse kimseye ulaşamadı. Belki de bu yüzden bu kadar yalnızız. Kalabalıklar içinde, yüksek sesler arasında,anlaşılmadan…

Çok konuşuyoruz.Ama kimse kimseyi dinlemiyor.

Sonuç mu? Hep konuştuğumuz halde gerçek bir yankı duyamadığımız bir dünyada yaşıyoruz. Bütün bu gürültü arasında yalnızca sessizlik bizi dinliyor.

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.