Bugün en çok konuşulan şey ahlak,
ama en az yaşanan şey yine ahlak.
Herkes dilden dile “değerlerimiz bozuldu” diyor.
Doğru.
Ama çok az kişi aynaya bakıp
“Ben neredeyim?” diye soruyor.
Çünkü ahlak erozyonu bir günde olmaz.
Sessiz başlar.
Önce küçük tavizlerle,
sonra alışkanlıklarla,
en sonunda normalleşmeyle büyür.
Bir toplum bir sabah uyanıp çökmez.
Yavaş yavaş alışır.
Yanlışa alışır,
susmaya alışır,
görmezden gelmeye alışır.
İşte çöküş tam olarak burada başlar.
Yalan söylenir,
“zararsız” denir.
Hakkı yenir,
“sistem böyle” denir.
Bir yerde haksızlık olur,
“bana dokunmuyor” denir.
İlk başta içimiz sızlar.
Sonra omuz silkeriz.
En sonunda da alışırız.
Bu bir patlama değil,
sessiz bir çözülmedir.
Bugün ayıp olan şeyler değil,
ayıp demeye cesaret edememek moda.
Yanlışa yanlış demek “risk”,
doğruyu savunmak “bedel” oldu.
Sessiz kalanlar akıllı,
itiraz edenler sorunlu ilan edildi.
Toplum şuna ikna edildi:
“Susmak akıllılıktır.”
Hayır.
Susmak bazen korkaklıktır.
Bazen konforu koruma refleksidir.
Bazen de ahlakın en sessiz intiharıdır.
Birinin hakkı yenir,
ama işimiz bozulmasın diye susarız.
Bir yanlış görürüz,
ama başımıza iş almayalım diye görmezden geliriz.
Sonra çocuklara döner,
“Dürüst olun” deriz.
Ama çocuklar söze değil,
davranışa bakar.
Ahlak kitapla değil,
örnekle öğretilir.
Nutukla değil,
duruşla geçer.
Bir başka sahne tanıdık:
Sosyal medyada ahlak nutukları atanlar,
gerçek hayatta en küçük çıkar için
ilk ilkeden vazgeçebilir.
Ekranda yüksek sesle konuşan vicdan,
hayatta fısıltıya bile cesaret edemez.
Ahlak artık karakter meselesi değil,
konjonktür meselesi hâline geldi.
Doğru, güçlüyse doğru.
Yanlış, yalnızsa yanlış.
Oysa ahlak;
kalabalığa göre yön değiştirmez.
Rüzgâra göre eğilmez.
Menfaate göre şekil almaz.
Ahlak,
seni izleyen yokken de
aynı insan kalabilmektir.
Bugün herkes hesap soruyor,
ama kimse hesap vermiyor.
Herkes eleştiriyor,
ama kimse sorumluluk almıyor.
Herkes haklı,
ama kimse fail değil.
Herkes mağdur,
ama kimse suçlu değil.
Bu denklemde ahlak barınamaz.
Bir toplumda utanması gerekenler utanmıyorsa,
utanması gerekenlere alkış tutuluyorsa,
orada ahlak erozyonu artık son safhaya gelmiştir.
Bir hata yapılır.
Özür dilenmez.
Çünkü özür, zayıflık sanılır.
Oysa özür,
ahlakın hâlâ yaşadığının en net göstergesidir.
Ahlak;
kamera önünde değil,
kapı kapandıktan sonra ortaya çıkar.
Kimse bakmazken de doğru kalabilmektir.
Kazanç varken vazgeçebilmektir.
Bedel varken geri durmamaktır.
Ve evet…
Ahlaklı olmak rahat değildir.
Kaybettirir.
Yalnız bırakır.
Bazen dışlanırsın.
Ama şunu asla kaybettirmez:
kendini.
Toplumlar parasızlıktan değil,
ahlaksızlıktan çöker.
Çünkü para bulunur.
Ama güven bir kez yıkıldı mı,
yerine konmaz.
Bugün hâlâ dur deme şansımız var.
Ama bu;
başkalarını suçlayarak değil,
kendimizden başlayarak olur.
Aksi halde yarın
“Nasıl bu hale geldik?” diye sorduğumuzda
cevap çok tanıdık olacak:
Çünkü sustuk.